| Sonraki »

20/11/2007

HAYKIRIYORUZ!

Bizler yeni eğitimci kuşaklarıyız. Ücretli-vekil-sözleşmeli öğretmenler, dershane öğretmenleriyiz. Bizler maaş değil, ücret karşılığı çalışan eğitim emekçileriyiz. Bizler şimdiye dek varlığı yok sayılan, öğretmen kimliği bile taşıyamayan, işgüvencesiz, sigortasız, kölece çalıştırılıp kölece yaşama mahkum edilenleriz.

Kölece çalışmaya, kölece yaşamaya hayır diyoruz.

Biz, kadrolu öğretmenlerin geleceğiyiz! Farkında mısınız?

Şu ana kadar hep sessiz kalındı yaşananlara!
Mutlu bir yaşam sürebiliriz, rahat çalışma koşulları edinebiliriz, insanlık için-gelecek için-çocuklar için faydalı olabiliriz sandık. Öğretebiliriz, öğretmeniz sandık…
Yanılmışız!

Üniversitede her şey farklı olacak diyorduk, yanılmışız. İş bulur, kadroya geçeriz inşallah diyorduk, kendimizi kandırmışız, kanmışız. “Diplomalı işsiz” derlermiş adımıza, biz bunu öğrendik. Hayat adil değilmiş, bunu yaşayarak kavradık. Öğretmen olmamıza karşın, “öğretmen” sayılmazmışız, bunu gördük. İşten atılma korkusunu, güvencesiz bir yaşamın yalnızlığını, paranın saltanatını, herşeyin parayla satıldığı bu dünyada yokluğu ve yoksun yutkunmaları yaşadık. Kölece çalışmayı, kölece yaşamayı, köle gibi hissetmeyi bu sistem emredermiş, bunu kavradık.

Ama yeter artık! Biz savaşarız bununla, savaşacağız da… Ama içimize en çok koyan ne bilir misiniz: Yalnız olmak! Devlet yanımızda zaten değil, karşımızda! Patron yanımızda olamaz zaten, karşımızda!

Ama dostlar, en acısı şu ki, biz sizlerin, sizlerin temsilcisi olduğunuz insanların, kadrolu öğretmenlerin bizi yok saymasına alışamadık. Eğitim-Sen’in yokmuşuz gibi davranmasına alışamadık! Kimi okullarda öğretmen sayısının yarısı bizken, bu oran giderek artacakken, dershane sistemi dev bir paralel eğitim piyasası haline gelmişken sizlerin geleceğini -farkında mısınız bilmiyoruz- biz temsil ederken yanımızda olmamanıza alışamadık. Şu ana kadar sessiz kalındı yaşananlara, gözler-vicdanlar mühürlendi; ama artık yeter. Tek kelimeyle YETER!

Patronlar yönetiyor bizi!
Bırakalım uzun konuşmaları: Bir meslek olarak öğretmenlik saygınlığını yitirmiş, can çekişiyor bugün.
Türkçesi-kürtçesi-ermenicesi- dünyanın tüm dillerinde aynı gerçektir yaşanan: Patronlar yönetiyor bizi, meta ilişkilerinin soğukluğu hakim ilişkilerimizde! Alınıp satılıyoruz farkında mısınız?
Sözleşmeliler-ücretliler öğretmen olarak bile görülmüyorlar, kadrolu öğretmenlerin ayağının altındaki toprak kayıyor.
Adını koyalım: Öğretmenlik-eğitimcilik, mesleğimiz eski biçimiyle sürdürülemez hale gelmiş bugün; geçmişin saygıdeğer, kutsal değerleriyle birlikte tasfiye oluyoruz bugün.
“Kutsal” olan ne varsa lanetliyor çünkü kapitalist sistem, şimdiye dek saygı duyulan tüm mesleklerin halelerini söküp atıyor! Paranın ölçüsüyle eşitliyor, yeryüzüne indiriyor. Öğretmeni kendi ücretli emekçisi durumuna getiriyor. Sermaye sahipleri üstünlüğü ele geçirdikleri her yerde, insan ile insan arasında, öğretmen ile toplum, öğretmen ile öğretmen, en kötüsü öğretmen ile öğrenci arasında çıplak öz-çıkardan, nakit ödemeden başka hiç bir bağ bırakmıyor.

Hatırlar mısınız: Biz öğretmenliği seçtiğimizde bir amacımız vardı ve bu sadece güvenceli bir meslek sahibi olmak değildi; aydınlanmacı, toplumsal bir misyona sahiptik. Öğretecektik, umudumuz vardı, güzel bir dünya kurmak için biz de birşeyler yapabilirdik.

Ne yaşadık: Birey olarak yalnız olduğumuzu, örgütsüz oldukça yaşam koşullarımızın dibe vurduğunu, kişi olarak-insan olarak değerimizin bir değişim değerine, alınıp satılabilir bir mal derekesine indirildiğini gördük. Amaçlarımızın, duygularımızın, hayallerimizin bencil hesapların buzlu sularında boğulduğunu gördük. Eski kuşak kadrolu öğretmenlerin sayıları giderek artan ve artacak olan biz yeni eğitimcileri kendilerine karşı bir tehdit olarak gördüklerini farkettik. Bizlerin kadrolu öğretmenlerin zaten kuşa çevrilmiş çalışma koşullarına dahi gıpta ile bakar hale getirildiğimizi ne acıdır ki yaşadık.

Bizler yaşadık ve kavradık: Öğretmenler alınıp satılır hale getiriliyor, bilgi alınıp satılır hale getiriliyor, gelecek alınıp satılır hale getiriliyor, yaşamlarımız alınıp satılır hale getiriliyor. Tek bir insafsız özgürlük, tek bir şahsiyetsiz özgürlük bırakılmış artık; o da alınıp satılma özgürlüğü! Sömürü perdelenmiyor artık, öğretmenler kendilerini devletle özdeşleştirmekten çoktan çıktılar zaten, patronların ise hiç utanması yok: Açık, utanmaz, kaba, dolaysız sömürü yerleştiriliyor yaşamlarımıza. Burjuvazi tarihsel rolünü oynuyor.

“…Ve insan, kendi gerçek yaşam koşullarına nihayet açık kafa ile bakmak zorunda kalıyor”

Sarhoşluktan, çaresizlikten çıkalım, ayık ve açık bir kafa ile ilan edelim:
Değişimin yönü eğitim emekçilerinin proleterleştirilmesidir. Geniş memur kitlesi eritiliyor bugün, istenmiyor eğitim emekçileri, sevilmiyor, sahiplenilmiyor, tehdit olarak, yük olarak görülüyor, nefret ediyorlar bizden. Memuriyetin yerine açık ve dolaysız biçimlerde -bizlerin yaşadığı gibi- ücret ilişkisi geçiriliyor. Eğitim yeniden yapılandırılıyor, eski yapı bizlerin-sizlerin üzerine çökertilmek isteniyor. Eski konumların ve statünün kaybı bizleri birbirimize düşürürek, rekabet ilişkisine sokarak derinleştiriliyor.

Çözüm ise bu yeni durumda şekilleniyor
Çözüm yok mu? Var! Biz işçi olmaktan gocunmuyoruz. Biz onurumuzu dimdik ayakta tutuyoruz, tutabiliriz. Bizi aşağıya doğru itelim derken, aslında yüzbinlerin, milyonların mücadelesinin içine itiyorlar farkında değiller! Daha bütünsel, daha birleşik bir sınıf mücadelesinin yollarını döşüyorlar, çaresizler! Madem başımızın üzerindeki kutsal haleleri söküp alıyorlar, madem öğretmenlik mesleği tekrar yeryüzüne indi; yeryüzünde, işte o geniş işçi denizinin içinde savaşmaya hazırız biz! Kimsenin melek,kimsenin masum olmadığı bu çağda, yeryüzünün resmi de sadece kara cehennemi bir tablodan ibaret değildir. Üretim ve emek toplumsallaşmaktadır. Zenginler, burjuvalar, şirketler bizim omuzlarımıza basarak ayakta kalabiliyorlar. Her çeşit ürünü, bileşik toplumsal emeğin ürünü haline getiren, bilgiyi de hepimizin toplumsal emeğinin ürünü haline getiren bir süreçtir yaşanan. Hep beraber uzayın sonsuzluğunda belki küçücük, ama üzerinde semiren minik kafaların kavrayamadığı kadar da büyük ve güzel olan dünyamızı biz taşıyoruz, bizim emeğimiz döndürüyor, yaşatıyor dünyayı.

İnsanca yaşanacak zaman, insanca yaşanacak ücret için…


Çağırıyoruz!


Kimliksiz aşağılanmanın, yok ve yük sayılmanın koyu öfkesinin içerisinden sesleniyoruz. Eğitim emekçilerini, ocak ayında yapılacak olan çözüm kurultayını beraber örgütlemeye çağırıyoruz Ve o kara resmin içinden yeni bir dünyanın, gencecik bir umudun filizlenmesi için dünyayı isteyenlerin, kırıntılarla yetinmeyenlerin izinde ilerleyelim diyoruz.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu


Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır